English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

17 Kasım 2010 Çarşamba

“Romeo ve Juliet” Tüketilemeyen Bir Aşk Hikâyesi


Halkın Gözünden…

Bu sefer izleme fırsatı bulduğum oyun William Shakespeare’nin en ünlü yapıtlarından olan “Romeo ve Juliet.” Arkadaşımla birlikte Kâğıthane Sadabat Sahnesine doğru yola koyulduk. Biletlerimizi önceden almıştık. Sahnenin ön taraflarında olan yerimize oturmuş etrafa bakınıyorduk. İlk başta yerimizi yadırgamıştım doğrusu, belki de arkada bir yer olsa sahneyi görmek için başımızı sağa sola çevirmeyiz diye düşündüm. Oyun başlayınca fark ettim ki, iyi ki de ön taraftan almışız. Çünkü bazı replikleri duyamadım doğrusu. (Arkadakilerin vay haline!) Oyun başlamadan önce arkadaşım: “Kaç kişiliktir bu oyun?” diye bir soru sordu. Ben de “Romeo ve Juliet işte iki kişiliktir” dedim.  Oyun tam yirmi iki kişiden müteşekkildi. : ))

Oyuna geçmeden önce oyun hakkında kısa bir bilgi vereyim.
Malumunuz üzere oyunun yazarını belirttim. Oyunu dilimize kazandıran Özdemir Nutku, yönetmen ise Kemal Başar. Oyunun müziklerini de çok tanıdık bir isim yapmış: Can Atilla.

Oyunun Konusu ise; Shakespeare'in en tanınmış eseri Romeo ve Juliet'te, İki aile arasında bitmek bilmeyen bir nefret ve düşmanlığın gölgesinde yeşeren büyük bir aşk anlatılıyor. Bu öyküyü bir aşk söylencesine dönüştürerek, temel bir aşk imgesi yaratan Shakespeare, bu yolla acımasız toplumsal gerçeklerle gerçek sevgi arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor. Shakespeare'in büyük aşk tragedyasının temelinde yatan aile düşmanlığı yüzünden, Romeo ve Juliet arasındaki aşk, ancak sevgililerin ölümüyle ölümsüz bir kimliğe bürünüyor. (Katalogdan alıntı yapılmıştır) 


Gelelim oyuna…

Oyun Verona’da yaşayan iki düşman ailenin (Capulets ve Montagues) çocuklarının ölümle sonuçlanan aşkını ele alır. Romeo çılgın bir âşık, biraz da şıpsevdi bir karakteri bünyesinde taşır. Juliet ise içi içine sığmayan ve ruhunda birazda delilik (kaçıklık) bulunan bir kızımız. Romeo Juliet’i görmeden önce bir başka kızın aşkıyla yanıp tutuşurken, Capulets ailesinin tertiplediği maskeli baloya katılır. Maskelerin altındaki yüzler gerçekliğin tüm uzuvlarını saklarken, aşkın gücünün dışa vurmasına engel olamayacaktır. Oyunda balo esnasında çalan müzikler günümüzün müziklerine uyarlanmaya çalışılmış. Müzik çalmaya başlayınca bir anda aklıma diskoteklerin müzikleri geldi. Bu durum bende hayal kırıklığı yaşattı doğrusu. Herhalde diğer müzikte Hande Yener’den Romeo şarkısı olacak diye düşündüm. Ne işi var disko müziklerinin Romeo ve Juliet oyununda (!) Böyle bir güncelleme yamalı bohçayı anımsattı. Oyun müzik bakımından sınıfta kaldı diyebilirim. (Müzikler kötü değil, yalnız çağın müziğini yansıtmıyor)  Romeo ve Juliet’in sinema filminde de güncelleme söz konusu idi. Lakin yalnızca müzikte değil, oyunun tamamında bir güncelleme olduğundan izleyiciyi rahatsız etmemişti.  

Oyuna tekrar dönersek Romeo Juliet’i baloda görür ve kalbine Eros’un okları saplanır. Elbette Juliet içinde aynı durum söz konusudur. Bir sütunun arkasında aşklarını itiraf ederler, aşina olduğumuz o meşhur replikler eşliğinde:

Romeo: Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.
Juliet: Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı.
Romeo: Öyleyse ver bana günahımı geri.”
Aşk ateşi her ikisinin de yüreğini sarar, ta ki ölene dek.

Shakespeare’nin sözleri oyuna büyüleyici bir hava katmış. Replikleri dinlerken rotanızı farklı bir dünyaya çeviriyorsunuz. Hayaller ile gerçeklerin harmanlandığı bir dünyaya ulaşıyorsunuz. Oyun esnasında beni en çok etkileyen repliklerden birkaç tanesini de Sizlerle paylaşmak isterim.

“Sizin dans edecek hafif ayakkabılarınız var. Oysa benim yüreğim kurşun kadar ağır. (Baloya gitmeden önce)

Sonsuza dek dinlenip bu yerde, uğursuz talih yıldızımın boyunduruğundan şu dünya yorgunu bedenimi kurtaracağım. Ey gözler! Son kez bakın. Kucaklayın son kez ey kollar! Ve dudaklar… Siz, nefes kapıları! Kutsal bir öpüşle mühürleyin, ölümle yaptığım bu süresiz anlaşmayı.”


Mesajlar:

Her aşk nasıl vuku bulursa bulsun, hiçbir güç aşkın tamamlanmasına engel olamıyor. Aileleri birbirine düşüren hırs, intikam ve ihtiras üçgeni aşkı etkisi altına alamıyor. Yok olup giden bireyler, gözlerin yaşarmasına sebep olurken, hatırlanma yüzdeleri kayboldukları andan itibaren azalmaya başlıyor. Büyük düşmanlıklardan öte büyük sevgiler her zaman çağlara ulaşabiliyor. Aşkı büyük ve güçlü yapan ailelerinin düşmanlığı değildirdir. Bilakis ailelerin düşmanlığını ön plana çıkartan, yaşanılan aşkın gücünün göstergesidir. (Halk ulaşılmayan aşkların büyük olduğunu düşünür, oysaki ulaşılamayan aşk gönül hırsızının ta kendisidir) 

Rome ve Juliet, bu iki ismin yaşadıkları aşk çağlara uzanmaya devam edecektir. Çünkü aşk gücünü ölümsüzlükten almaktadır.  Romeolar ve Julietler terki diyar eylese de, aşk gözüyle bakanlar sevgiliyi her daim güzel görecektir.

“Ah Juliet! Neden böyle güzelsin hala? Yoksa ele avuca sığmayan ölüm mü âşık oldu sana?”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...