English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Ramazan Klasiği: Güçlü Ordu Güçlü Türkiye!

Ramazan gelip geçiyor ve ben Ramazan hakkında bir yazı dahi yazmamış olduğumu fark ettim. Oruç, nefis terbiyesi ve sıhhat. Bu üç kelime Ramazanı en iyi tanımlayan kelimeler. Ramazanın gelişi ile büfelerdeki artışlar hiç azalmadı. Lokantalar yine hınca hınç dolu. İnsanlar hiçbir şey olmamış gibi yaşantısına devam ediyor. Birkaç farklılık var mesela: Sultanahmet Meydanı başta olmak üzere umuma açık olan her mekân hınca hınç doldurulmuş. 

Ayasofya’nın karşındaki çimlere oturup piknik yapan, tüpünü getirip çay demleyen yurdum insanları mevcut. Belediye de Ramazan diye sesini çıkarmıyor bu duruma, yoksaaa mümkün mü Ayasofya’ya karşı çay demlemek. Bazı kesim insanımızda: “Yahu bu insanlar (Ayasofya önünde sere serpe serilmiş piknik yapanları kastederek) bizi dünyaya rezil ediyorlar. Turistler bunları görüp ne derler. Vah halimize Avrupalı olmadık yine” tarzında komplekslere giriyorlar. Ramazan bu işte, birazcık idare ediverin gari ne olacak diyemiyorlar bu tipi tip sakızını çok seven arkideşlerimiz.

Ramazan geldi mi: “yahu nerede bizim bu mahyalar” deyiverenler oluveriyor her zamanki gibi. Hemen itinalı bir şekilde mahyalara yazılar yazılır: Güçlü Ordu Güçlü Türkiye, Büyük Ordu…, aaa pardon, “Oruç Tut Sıhhat Bul” olacaktı. Bir Ramazan geleneği olan mahya olmazsa olmazlarımızdandır. Bir milletin kafasına kazanılabilecek en iyi propaganda aracı olarak tarihteki yerini zamanında alıvermiştir.

Neyse Sevgili Okur, Her ne pahasına olursa olsun, çoğu kimselerce içi boşaltılmış da olsa Ramazan inanan insanlar için ruhunu temizleme, dinginleştirme ve nefsini köreltme ve saflaştırma zamanıdır diye düşünmekteyim. Ramazan İstanbul’da yaşanır derler; ama Ramazan insanın kalbinin içinde yaşadığı ulvi bir andır. 

Bir ramazan geçiyor gidiyor, bizler yarına neler bırakıyoruz onlara bakmalıyız.  Hoşgörü iftarı diye çılgın projelerden mi bahsetmeliyiz, yoksa oruç tutmayanların vermiş olduğu iftarlara mı iştirak etmeliyiz veyahut ümmet iftarlarında -bir simit bir hurma ve yanında su ile- saf mı tutmalıyız. Bu karar sizin. Belki de benim burada yazmadığım Sizlerin aklından geçen başka yerlerde iftar duamızı etmeliyiz. Maalesef  “Zorunda mıyım”? Söyleminin şiar edinildiği bu zamanda, At Pazarında ülkeyi mi kurtarmalıyız(!) Birçok yapacak iş var bu Ramazan da; lakin iş çok da yapacak adam nerede? Vitrin adamı olduğumuz bu zamanda “her koyun kendi bacağından asılır” sözünü “kişi sevdiği ile beraberdir” sözü yerine tercih eden güruhtan olduğumuzu belli mi edelim (!)

O halde Dostlar, Ramazanınız güzel, ömrünüz bereketli ve işiniz hayırlı olsun. Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan…

1 yorum:

  1. Allah ramazanı hayırla geçirmeyi daha nice ramazanlar görmeyi nasip etsin Mustafa Diyor Ki

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...