Otobüsümüz Bozulsa da Biz Abant’a Gideriz


Şubat ayının son pazarı rotamızı Abant’a çevirdik. İlk kez Abant’a gitmemden olacak içimde hoş bir duygu senkronizasyonu vuku buluyordu. Otobüsümüze bindik ve neşeli yolculuğumuza başladık. Neşeli yolculuğumuz Bolu Tünelinin girişinde son buldu. Evet, otobüsümüz bozulmuştu ve yeni otobüs bekleyecektik. İlk başta bu durum grupta olumsuz bir hava yaşatsa da çok kısa bir süre sonra yerini eğlenceli bir ortama bıraktı. İstanbul’un çok soğuk ve yağmurlu havasının aksine her yeri kaplayan bembeyaz bir örtü muhteşem bir manzara oluşturuyordu. Bolu Tünelinin girişinde isteseniz de duramazsınız; ama biz istemeyerek muhteşem bir manzaraya şahit oluyorduk. Eğlenceli ve bol fotoğraflı olan bekleyiş yeni otobüsün gelmesi ile dozunu daha da arttırdı. Yeni otobüsümüz geldi ve kırk dakika içinde bizi Abant’a ulaştırdı. (Otobüsle giriş kırk beş Türk Lirası)

Muhteşem bir doğa harikası Abant, “iyi ki gelmişiz” cümlesini istemeden dudaklarınızdan döküveriyor.  Her yer beyazlara bürünmüş ve yumuşak bir hava. İstanbul’daki havayı düşünerek acaba geziyi iptal mi etsek diye düşünmüştük; fakat cumhurun kanaati gitmemiz yönünde olunca Abant’ın eşsiz güzelliğinden mahrum kalmamış olduk. Şimdi buradan aramızda olmayanlara sesleniyorum: Gelmeyerek tarifsiz bir güzelliği görme fırsatını ve sıcak, samimi, dostça ve eğlenceli geçen bir ortamı kaçırdınız. 


Abant’a inince hemen programımız açıklandı. İlk olarak yaklaşık kırk-kırk beş dakikalık yürüme mesafesinde bir köye gittik. Ağaçların arasından yukarılara tırmanan bir yol vasıtası ile köye ulaştık. Muhteşem manzaralar ve akan dereler bize bu yolculukta eşlik ediyordu. Bir de bizim kartopu savaşlarımız yolculuğumuza renk kattı doğrusu :) İstanbul’da bu yıl kar görmediğimizden Abant’a yağan kar ile kartopu oynama arzumuzu gidermek bizleri oldukça memnun ediyordu. Köydeki ahşap evler görülmeye değer, küçük bir de camisi var köyün. Gruptan bazıları yuvarlak şişme lastik içini andıran sarılı, mavili, kırmızılı kayak vasıtalarını binerek Abant’ın eşsiz manzarasını kayarak hızlı bir şekilde görme fırsatını elde ettiler. Köy gezimiz ve kayak maceramız bitince kartopu savaşları ile aynı yolu kullanarak gölün kıyısına ulaştık. Bolu Belediyesi gölün kıyısında yürüyüş yeri yapmış. Bu yer neredeyse gölün yarısını çevreliyor. Abant Gölünün yer yer donmuş kısımları ve bembeyaz örtüsü gölün etrafını dolaşanların duygularında eşsiz bir haz yaşatıyor. Yaklaşık bir saat süren yürüyüşümüzün ardından otobüsümüzün bizi alacağı noktaya ulaşmış olduk. Otobüsümüzün gelmesiyle Abant gezisi bizim için sona ermiş oldu. 


Abant’tan Bolu kavşağına kadar yaklaşık yirmi kilometre ağaçlarla kaplı harikulade bir atmosferi olan orman yolundan geçiyorsunuz. Bu yolun bazı kısımlarında güzel tesisler bulunuyor. Gezi sonrası bu tesislere uğrayarak Abant ve Akçaabat köftesi, mangalda sucuk veyahut alabalık yiyebilirsiniz. Biz de tam anlattığım gibi yaptık :) Bir tesiste durup Akçaabat köftesi ile mangalda sucuk yedik. Ben köfte yiyenlerden olarak şunu söylemeliyim ki: Bu nasıl bir tattır, çok güzel bir köfte yedim.  Yemeklerimizi yedikten sonra yolumuza kaldığımız yerden devam ettik. 

Bolu’ya kadar gelip de Tokad-i Hayrettin ziyaret edilmez mi? Elbette edilir. Tokad-i Hayrettin’i ziyeret ettik. Bolu-Abant kavşağından yaklaşık iki kilometre mesafede bir yer. Bolu Belediyesi Tokad-i Hayrettin’in ziyaretini daha çekici hale getirmek için o bölgeye piknik alanı kurmuş. Tokad-i Hayrettin’in mezarı ve mescidi yüksekçe bir yerde olduğundan belki insanlar buraya pek rağbet etmez düşüncesi, Bolu Belediyesi’ne buraya piknik alanı oluşturma düşüncesini hakim kılmış olabilir. Neyse ki biz ziyaretimizi yapıp yolumuza koyulduk.
Veee Bolu’dayız. Akşam yemeğini yiyeceğiz sonra İstanbul’a döneceğiz. Aslında Abant’ta yediklerimiz sayesinde pek de acıktığımız söylenemezdi; ama daha önceden verilmiş bir sözümüz olduğu için Bolu’da misafir olduğumuz yerde akşam yemeği yemesek de ayıp olurdu. Akşam yemeğimizi yedik, çaylarımızı içtik ve eve dönüş yoluna girdik.

Güzel bir gezi yapmanın verdiği dayanılmaz hafiflikle otobüste herkesin yüzüne tebessüm hâkimdi. Yorgunluk ağırlığı ise bir saat sonra uyuklayanlardan hissediliyordu. Abant’a ilk seyahatim bazı aksilikler yaşamama rağmen oldukça güzel geçti. Çalışmanın verdiği stres ve kalabalıktan bir an olsun uzaklaşmak bazen insan için gerekli diye düşünüyorum. En kısa zamanda başka bir gezi yapmanın ümidini taşıyarak yazıma son veriyorum :) 

Siz siz olun, Abant’ı görmeyi ihmal etmeyin.



Post a Comment

2 yorum:

  1. "Tatilde yaptıklarımız" hesabı ilköğretim öğrencisine "bak bu yaşta hala toplu gezi" deyip nisbet edercesine bir yazı çıkmış ortaya :) Gezenlere görenlere selam olsun

    YanıtlaSil
  2. Ama 12 mart ta olacak abant gezisine katılamayacağım için yeterince mutsuzdum şu anda daha da katlandı mutsuzluğum. :(

    YanıtlaSil

English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

Sitedeki tüm konular kaynak gösterildiği takdirde paylaşılabilir. Blogger tarafından desteklenmektedir.