English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

26 Aralık 2010 Pazar

Londra Bulvarı’nda Aşk


Cumartesi günü arkadaşlarım İbrahim ve Fatih’in kanına girip onları 13. Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivaline götürdüm. Film Taksim Cinemajestic Sinemasında gösterilecekti. Hangi filmi izleyeceğimizi daha önceden festival programından belirlemiştim. Film, “London Boulevard” idi. Türkçesi “Londra Bulvarı”. 

Öncelikle festivalden biraz bahsedeyim belki gitmek isteyenler olabilir. Festival, TÜRSAK Vakfı'nın T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlediği “İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması” 13. Yılından itibaren “Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali” adı altında enerjisi yüksek, dinamik film programıyla bağımsız sinemanın çarpıcı örneklerini sinemaseverlerle buluşturuyor. Türkiye'de vizyon görme şansı olmayan filmlerden oluşan bu renkli film programını izlemek için sinemaseverlerin buluşma adresi 24-30 Aralık 2010 Tarihlerinde Fransız Kültür Merkezi, Cinebonus Maçka G-Mall ve Beyoğlu Cinemajestic Sinemaları oluyor. 

Bu kısa bilgiden sonra gelelim filmin izleneceği mekana. Genelde festival filmlerini iyi salonlara vermezler. Bu gelenek bu festivalde de bozulmamış. Filmin izleneceği salon bir konferans salonun modifiye edilmiş hali olarak tasarlanmış. (Bana öyle geldi) Üstüne üstelik bir de oturduğumuz yer dördüncü sıranın ilk koltukları olunca hemen boş yerleri gözlerimiz arar oldu. (Film başlayınca o koltuklara akalım diye :)) İlk bakışta bu durumlar biraz rahatsız edici gibi gözükse de film başlayınca anladık ki oturduğumuz yer krallara layık bir yermiş :)) Film boyunca altyazıları görebilmek için tüm salon esas duruşta, arkasına yaslanmış bir şekilde dimdik oturdu. Dışarıdan bizleri görenler “bu adamlar herhalde saygı duruşundalar” diye düşünmeden edemezdi :))

Ve film başladııı…

Filmde başrolleri Colin Farrel ile Keira Knightley paylaşıyorlar. Yönetme ise Köstebek senaryosu ile Oscar kazanan William Monahan. Filmin konusu kısaca şöyle:  Aşk da var şiddet de var, bizim Türk filmlerinin yapısında olan “Emrah”lık da mevcut. Olay İngiltere’nin sokaklarında, binalarında, lokantalarında yaşanmaktadır.  Esas oğlan (Colin Farrel) hapisten yeni çıkmış işsiz bir adam. Bunun bir tane dostu var, ama ne dost (Ben Chaplin). Esas oğlanı yine pis işlere sokma peşinde olan bir arkadaş.  Ama Esas oğlan’ın gözünde pis işler yoktur artık, tövbe etmiştir bu işlere. İş ararken bir kızla (Ophelia Lovibond) tanışır. Bu kız ona bir artistin koruması olması için teklif götürür. Bu artiste esas kızımızdır (Keira Knightley). Esas oğlan Esas kızın evine gider ve kızı görür, aşık olmaz ama ilgisi olduğuna da ilk başlarda çaktırmaz. Kız çok ünlü bir model ve aktristir. Bütün paparazziler kızın evinin etrafında bir fotoğraf karesi yakalayabilmek için pervane olurlar. Esas oğlan’da kıza bu paparazzi ordusundan korunması için yardımcı olmaktadır. Kötü arkadaş da Esas oğlanın başını dertten derde sokar. Esas oğlan şehrin homoseksüel mafya babası (Ray Winstone) ile çalışmak istemez; ama bu mafya babası Esas oğlanın kendisi ile çalışması için onu tehdit eder. Esas oğlanın bir de asalak bir kız kardeşi vardır (Anna Friel). Uslanmaz, arlanmaz bir tiptir bu. Filmin sonunda zaten layığını bulacaktır. Görüldüğü üzere esas oğlan hayatın her kulvarında yarışıyor, çabalıyordur. Ne için? Yaşamak için. Bir de en sevdiği dostunun öldürülmesi Esas oğlanı iyice sinirlendirmiştir artık.  Esas oğlan yeminini bozar ve eline silahını alır. İlk işi dostunu öldüren adamı (Jamie Campbell Bower ) bulmaktır. Adamı bulur; fakat öldürmez. Bu durum ileride kaderini belirleyecek unsur olacaktır. Yeminin bozan Esas oğlan bir bir temizlik yapmaya başlar. Herkesleri öldürüverir. Homoseksüel mafya babası da bu ölümlerden nasibini alır. Esas kızımız yeni bir iş almıştır. Yolu Los Angeles’e düşecektir. Burası Esas oğlan’ın yaşamayı arzuladığı şehirdir. Kız Amerika’ya uçar, oğlan temizliği bitirip tam ona gidecekken olan olur. Ve sahneye dostunu öldüren genç çıkar…


Sonunu söylemiyorum işte. “Ama Biz tahmin ettik ki” tarzında söylemlerinize şahit olmuyor değilim :)) Festival devam ediyor, filmi internetten indirip izlemek yerine, sivilseniz 5 tl öğrenciyseniz 4 tl’ye izleyin derim. Festival filmleri başkadır, ayrı bir tat katar insana. Bir film festivali düzenlemiş biri olarak bu durum tecrübeyle sabittir biline :))

Vakit bulursam belki festival bitmeden bir filme daha gitmek isterim. Eee ne de olsa sinema sevenlerdeniz.
Söylemeden geçemeyeceğim Colin Farrel bence yeni James Bond olmalı, çok yakışır doğrusu.

Filmden bir replikle yazıma son vereyim.

-Hey! Burası park etmek için uygun bir yer değil. (Genç kıza bankamatikten para çekerken söylenir)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...