English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

17 Ekim 2010 Pazar

Tehlikeli İlişkiler “Dangerous Liaisons”


Halkın Gözünden…

Bu hafta, İstanbul Şehir Tiyatrolarının yeni oyunu olan “Tehlikeli İlişkiler”i izle fırsatını buldum. Hemen bilgisayarımın başına geçip oyun hakkındaki düşüncelerimi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Oyuna geçmeden önce oyun hakkındaki genel bilgileri vereyim.

Oyunumuzu Choderlos de Laclos kaleme almış. Tiyatroya uyarlayan ise Christoper Hampton olmş. Yabancı oyun olun olunca bir de çevirmen gerek, bu kişide:  Aziz Çalışırlar oluvermiş. Yönetmene gelince belki de aşina olduğunuz bir isim: Aleksandar Popovski. Gelelim oyunculara, malum medyatik isimlerden kurulu bir kadro oluşturulmuş, kimler yok ki kimler. Levent Üzümcü, Tomris İncer, Şebnem Köstem, Esra Ronabar, Ece Özdikici, Selin İşçan, İrem Aslan Aydın, Cemal Ahhan Şener.

Gelelim oyuna…

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesine giriş yaptım. Salona ilk girdiğimde sahnede perde yerine aynayı andıran büyük büyük platformlarla kaplanmıştı.(Belki fotoğraftan anlarsınız) Doğrusu ne yalan söyleyeyim, önce dekor olduğu aklıma gelmedi. :) Sonra yerime oturdum, Muhsin Ertuğrul’a yenilendikten sonra ilk defa geliyordum, güzel bir salon inşaa etmişler. Halk hınca hınç salonu doldurdu. (Tabi ki öyle bir şey olmadı, tiyatro burası stadyum mu? :)) Oyunun Harbiye’de son günleri olmasına rağmen salonun tamama yakını dolmuştu. Bir ara, oyunun konusu nedir diye elimdeki kitapçıktan okumaya yeltendim. Fakat okumadım, “zaten bileti almışım boş ver izle ve gör” dedim kendi kendime.  Ve ses duyuldu: “oyunumuzun başlamasına beş dakika kalmıştır” geri sayım hızlı bir şekilde başlamıştı o an. :) Ve ışıklar söndü oyun başladı… 

Oyunun konusu kısaca şöyle (Kitapçık Verileri): Dönemin Fransız aristokrasisinin ciddi bir eleştirisidir. Düpedüz bir aşk hikâyesi olarak görülebilir. Başarılı ancak kurnazca, bizleri yanlış ahlaki değerlere maruz bırakan, etik duruşlarımızı tahrif potansiyeli yüksek bir aşk hikâyesi…

Bir de ben anlatayım oyunu:
Oyunun entrikalar üzerine kurulmuş bir yapısı var. Ortada bir Kazanova, bir Kötü Kadın, Namuslu Evli bir Genç Kadın, bir Avanak Genç Delikanlı bir de her şeyden habersiz Evin Küçük Genç Kızı ve Evin Annesi ve bir Kadın daha vardı ama… :). Kötü Kadın cazibesi ve dişiliği ile Kazonava’yı (Levent Üzümcü) etkilemeyi başarır.  Kazanova’nın adı çıkmış dokuza inmez sekize. Etkileyici sözleri ile kadınları kandırıp, tek hedefi onların onurlarını kırmaktır ve bu doğrultuda bir kadın kalmıştır: Namuslu Evli Genç Kadın. Kötü Kadın Kazanova ile bir anlaşma yapar. Kazanova Namuslu Evli Kadın’ı etkileyecek, ihanete sürükleyecek ve bu ihaneti yazılı (mektup) bir şekilde Kötü Kadın’a ulaştıracaktır. Bunu karşılığında Kötü Kadın ona bedenini sunacaktır. Kazonava her türlü hünerini sergiler; fakat Namuslu Evli Kadın bir türlü bu oyunlara gelmemektedir. Kazanova’nın aklı Kötü Kadın’ın bedeninde, kötü kadınınki ise alacağı mektuptadır. Kazanova hedefe gidilen her yol mubahtır mantığı ile Namuslu Evli Kadın’a ulaşmak için Evin Küçük Genç Kızı’nı ağına düşürür. (Hem de ne düşürme, burası izlenir anlatılmaz) İçeride kendine bir ajan yaratan Kazanova emin adımlarla yoluna devam etmektedir.  Namuslu Evli Kadın’ı her gördüğünde, her sıkıştırdığı tenhada aşkını (!) İlan eder. Namuslu Evli Kadın bu iltifatlar karşısında Kazanova’nın kollarında bulur kendini. Kazonava hedefine ulaşmıştır artık. Hemen soluğu Kötü Kadın’ın yanında alır. Ammaaa! Kötü Kadın işte anlaşmaya sadık kalır mı? Tabi ki kalmaz. Kazonava, Kötü Kadın’a “Şayet anlaşmaya uymazsan, bana savaş açmış olacaksın, şayet uyarsan seninle unutulmaz bir yaşantımız olacak der” Kötü Kadın Kazanova’ya döner ve sahneyi “SAVAŞ” diye bağırarak terk eder.  Savaş ise Kötü Kadın’ın aşığı Avanak Genç Delikanlı ile Kazanova arasında kılıçlar çekilerek yapılır. Ve bizim Kazanova, kazılan çukurlardan içine düşüverir. (Toprağı bol olsun) Aşk, kullanılan en önemli silahlardan bir tanesi olarak yine karşımıza çıkar. İşte oyun anlatabildiğim kadarı ile bu şekilde vuku bulur.


Dekor muhteşemdi. Hele dekorun aynalar ile kaplı olması ve 360 derece dönebilmesi beni etkiledi, ama izleyiciyi bilemem. Sahne arkasına yansıtılan sarayların belirli kısımlarını gösteren videolar ve sanatsal değeri yüksek müzikler (bu da kişiden kişiye değişir) oyunu daha cazip hale sokmuş. Ayrıca kostümler de oyuncuların üzerlerine çok yakışmış ve çok canlı duruyordu. (Söyleyemeden edemedim :))

Eleştiri ve Mesaj:

Namuslu Evli Kadın’a: “Ne okuyorsun?” denildiğinde “İncil” diye cevap vermesi ve sonrasında Kazanova’nın tuzağına düşmesi, o toplumda aşkın gücünün dinin gücüne üstün geldiğinin vurgulanmaya çalışılmasıydı. Ayrıca Kötü Kadın’ın evliliği gereksiz görmesi ve canın ne zaman kimi isterse onunla birlikte olursun tarzında söylemleri, aile yapısının ve ahlaki çöküntünün belirtileri arasında yerini aldı. Ayrıca Kazanova tarzında erkeklerin tek amacının kadınların onurunu ayaklar altına almak ve kadınları toplum nazarında değersiz bir konuma sürüklemek olduğu anlaşılıyordu. Evin Küçük Genç Kızı’nın cinsellik hakkındaki merakını Kazanova’nın Onu kandırması sayesinde öğrenmesi ve bunu Kötü Kadın’a söylediğinde “Ne güzel işte öğrenmek istediğini görerek öğrendin” cevabını alması ve yapılan işin masumiyetçe olması (!), bireylerin gayri meşru bir ilişki ile meraklandığı bu konuya alternatif çözüm olabileceğinin göstergesi olarak sunulmaktadır. 

Şimdi oyun,” İyi miydi yoksa kötü müydü?” derseniz gidin görün derim.  Her göz aynılarını görür; fakat her akıl ve her duygu farklı yorumlar.


''Okunanlar unutulunca yaşanmış olur...''

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...